- Atatürk’ü anlamayanlar ve anlamak istemeyenler;
- Atatürk’ü anlamayanlar fakat anlamak isteyenler;
- Atatürk’ü anlayanlar fakat anlatamayanlar;
- Atatürk’ü yanlış anlayanlar ve yanlış anlatanlar;
- Atatürk’ü bir seçim aracı olarak görenler;
- Atatürk’ü bir geçim aracı olarak görenler ve
- Atatürk’ü anlamayanlar buna rağmen onu anlatanlar
Vefatının 84. Yıldönümünde Atatürk ve Atatürkçülük
Sevgili dostlar, bugün, vefatının 84. yıldönümünde millet olarak kendisine çok şey borçlu olduğumuz yüce Türk milletinin seçkin evladı, milli kahraman, büyük asker ve devlet adamı ve cumhuriyetimiz...
Sevgili dostlar, bugün, vefatının 84. yıldönümünde millet olarak kendisine çok şey borçlu olduğumuz yüce Türk milletinin seçkin evladı, milli kahraman, büyük asker ve devlet adamı ve cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk’ü bir kez daha saygıyla, şükranla, özlemle ve rahmetle anıyorum. Ruhu şad, Mekânı Cennet olsun.
Değerli dostlar, Dünya’da, ülkelerin tarihine çeşitli alanlarda değerler katmış ve her zaman minnet, şükran ve saygı ile anılan birçok insan vardır. Kurtuluş Savaşını başarıyla sona erdirdikten sonra modern Türkiye’nin temellerini atan Atatürk de bizim milletimizin saygı ile andığı ulusal liderimizdir. İşte, aradan onca yıl geçmiş olmasına rağmen her 10 Kasım’da, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, ebediyete intikali dolayısıyla anmamız, unutmamamız milletimizin kendisine gösterdiği sevgi ve saygının bir işaretidir. Ve bunun en güzel göstergesi de değerli konuklar anma günleridir. Diğer bir ifadeyle milletin hafızasını tazelediği günlerdir.
Toplumların, inançları ve gelenekleri doğrultusunda anma ve benzeri etkinlikleri eski çağlardan beri yaptıkları bilinmektedir. Anma en basit tanımıyla, bir toplumun önem verdiği bir olayı, bir değeri, bir kişiyi her yıldönümünde çeşitli etkinliklerle hatırlamasıdır. Bir başka ifadeyle toplumun kendi değerlerini, onu temsil eden sözcük ve sembollerle anmasıdır, yaşatmasıdır.
Şüphesiz tüm uluslar milli kahramanlarını saygıyla anar. Ancak bazıları hariçtir. Bazı uluslar adeta geçmişlerinden ve liderlerinden utanır, anmak ve hatırlamak istemezler. Bugün Ortadoğu bir sultanlar, krallar, diktatörler coğrafyasıdır. Bugün kim hatırlıyor Saddam’ı, Kaddafi’yi, yarın kim hatırlayacak Esad’ı, Sisi’yi. Ama zaman durdukça Türk Milleti Ata’sını yani Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü hatırlayacak ve hiç unutmayacaktır. Nasıl ki tarihe damga vurmuş diğer Türk büyüklerini (Mete Hanı, Alparslan’ı, Fatih’i ve daha nicelerini) unutmadığı gibi.
Peki, Atatürk’ü yeterince tanıyor muyuz?
Hayır. 14 kitabı var, kim biliyor? Yazdıklarını kim okuyor? Nasıl bir ortamda büyüdü? Neleri başardı ve nasıl yaptı onca şeyi? Niçin yaşam öyküsünü tam olarak bilmiyoruz? Düşüncelerini ve yaptıklarını bilmediğimiz birini nasıl tanıyabilir, sevebiliriz? Atatürk’ü anlamanın yolu O’nu tanımakla ve yaptıklarını tam olarak bilmekle, yazdıklarını okumakla mümkündür.
Peki, Atatürk kimdir? Unesco’nun ifadesiyle Atatürk,
Uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş, üstün bir kişi; olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş devrimci; sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder; insan haklarına saygılı; dünya barışının öncüsü; bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz bir devlet adamı ve Türkiye Cumhuriyetinin kurucusudur. İşte kısaca Atatürk budur.
Bir de konuya Atatürk’ün kendi sözleri ile bakacak olursak, Atatürk bir sözünde şöyle diyor; “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir”. (1929).
Evet, bu sözde ifade edildiği gibi bugün belki Atatürk cismen, bedenen aramızda olmayabilir, fakat fikir ve düşünceleriyle aramızdadır ve yaşamaktadır.
Yine Atatürk bir sözünde şöyle diyor;
“İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; O, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!” (1933).
Ne kadar güzel bir söz değil mi? İşte Atatürk ve Atatürkçülüğü böyle anlamalıyız. Yani O’nun duygu ve düşüncelerini, ilke ve devrimlerini doğru anlayıp, sahip çıkmalıyız.
Başka bir sözünde Atatürk;
“Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim en yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidir ki bu fikirler Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur”. (1937).
Atatürk’ün bu sözündeki bazı hususlar bugün belki söz konusu olabilir. Fakat Hint’e, Mısır’a gitmeye gerek yoktur. Zira Atatürk’ün fikir ve düşüncelerinin ve yaptığı devrimlerin verimli neticeleri kalplerimizi doldurmuş vaziyettedir.
Bugüne kadar Atatürk hakkında pek çok şey söylendi, yazıldı. Ancak bütün bunlara rağmen, bir gerçektir ki, O’nu yeterince anlayamadık. Eğer anlamış olsaydık zaten bugün yaşadığımız birçok sorunu yaşamazdık. O’nun fikirlerini başta genç kuşaklar olmak üzere Türk milletine gereği kadar ve doğru olarak anlatamadık. Bu nedenle de millet olarak büyük sıkıntılar çektik ve çekmekteyiz. Bugün, ülkemizde yaşanan sıkıntıların temelinde yatan gerçek, halkımıza Atatürk’ü ve O’nun fikir ve düşüncelerini yeterince ve doğru olarak anlatamamış olmamız gerçeğidir. Eğer aynı sıkıntıları yeniden yaşamak istemiyorsak, toplum olarak O’nun fikir ve düşünceleri ile ilke ve inkılaplarını çok iyi anlamak ve anlatmak zorundayız.
Atatürk, bugüne kadar, her büyük devlet adamı gibi, her büyük fikir adamı gibi istismar edilmiş ve edilmek istenmektedir. Tek çare istismarın önüne fikirle çıkmaktır. Biz buna bizzat Atatürk’ün kendi sözleriyle çok rahat cevap verebilecek güçteyiz. Bu durumda Atatürk’ü yorumlamaya değil, O’nu her yönüyle tanımaya ve anlamaya ihtiyacımız vardır.
Tüm bu yazılan ve söylenenlere rağmen, O’nun ortaya koyduğu ilke ve inkılapların tam olarak anlaşıldığını ve anlatıldığını söylemek zordur. Ne yazık ki kendilerine bağımsız bir vatan sunduğu yurttaşlarının bir kısmı tarafından Atatürk’ün düşünce ve fikirleri sıkça çarpıtılmakta, değişik anlamlar verilerek farklı şekilde yorumlanmaktadır.
Atatürk’ün Türk Milleti nezdinde haiz olduğu sevgi, saygı ve itibar bugüne kadar çeşitli zümreler tarafından istismar edilmiştir. En sağından en sola kadar her türlü siyasi grup, kişi ve kuruluş Atatürkçü olduğunu iddia etti ve Atatürk ilke ve inkılaplarını kendi siyasi eğilimine göre yorumladı.
Bugüne kadar Atatürk ve Atatürkçü düşünce sistemi ile ilgili olarak çalışma yapanlar amaçları bakımından tasnife tabi tutulursa karşımıza ilginç bir manzara çıkmaktadır. Bu tasnife bakıldığında



YORUMLAR (0)
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın