- egemenliğin kaynağının millete ait olduğunu kabul eden devlet şeklidir.
- seçim esasına dayanan bir yönetim şeklidir. Seçme ve seçilme hakkının belli bir kişiye, belli bir gruba ya da belli bir sınıfa ait olmayıp; bütünüyle millete ait olmasıdır.
- her şeyden önce kamu yararını ön planda tutan, kamu yararına dayanan bir yönetim şeklidir. Gücünü, geniş halk kitlesinden ve millet iradesinden alır.
- egemenliğin bir kişiye, bir gruba ya da bir sınıfa değil, doğrudan millete ait olduğu bir rejimdir.
- bütün vatandaşları yasa önünde eşit sayar, onlar arasında hiçbir ayrıcalık tanımaz, onların devlet yönetimine eşit olarak katılımını sağlar. Vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini devlet teminatı altına alır.
- akla, mantığa, bilime, toplumun gereklerine en uygun ve insana değer veren bir yönetim biçimidir. Cumhuriyet rejimi, düşünce serbestliği taraftarıdır. Dolayısıyla insanın, toplumun gelişme ortamını hazırlayan ve koruyan en iyi yönetim biçimidir.
Neden Cumhuriyet?
Sevgili dostlar, öncelikle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınızın 98. yıldönümünü gönülden kutluyorum. Cumhuriyet Bayramımız ülkemizin her yerinde, her ferdi tarafından sevinç ve coşkuyla kutlansın. Çünkü...
Sevgili dostlar, öncelikle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınızın 98. yıldönümünü gönülden kutluyorum. Cumhuriyet Bayramımız ülkemizin her yerinde, her ferdi tarafından sevinç ve coşkuyla kutlansın. Çünkü Türk milleti için Cumhuriyet Bayramı, milli birlik ve beraberliğin, toplumsal dayanışmanın bir simgesidir.
Sevgili dostlar, milli bayramlar, milletin hafızasını tazelediği, tarihine ve geleceğine sahip çıktığı günlerdir.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, adı üstünde bayram ve tüm bayramlar gibi coşku, sevinç ve mutluluk içinde hep birlikte meydanlarda, caddelerde, sokaklarda halkın içinde ve halkla birlikte kutlanmalıdır.
Eskiden şöyle bir eleştiri, yakınma vardı: “efendim milli bayramlar stadyumlara, kapalı spor salonlarına hapsedildi, halktan koparıldı, biz bayramları meydanlarda halkın içinde ve halkla birlikte kutlayacağız” gibisinden ama bugün gelinen noktada bırakın stadyumları, kapalı spor salonlarını ya da meydanları milli bayramlar adeta tümden kutlanamaz hale geldi.
Eğer siz bir takım “sudan” sebeplerle milli bayramlarınızı layıkıyla, hakkıyla kutlamazsanız halkın, milletin yaşama sevincini yitirmesine, milli birlik ve beraberlik duygusunu kaybetmesine neden olursunuz. İşte! O zaman bayramlar senin bayramın benim bayramın olur ki bu da toplumları felakete sürükler.
Toplum, millet aynen bir insan gibidir, bir bütündür. Bir yanı acı ve keder diğer yanı yaşama arzusuyla doludur. Dolayısıyla hayat bir bütündür. Biri diğerinin yaşanmasına veya yaşanmamasına neden veya gerekçe oluşturmamalıdır. Acı ve kederin panzehri bayramlardır. Bayramlar insanları, toplumları ve milletleri hayata, yaşama ve geleceğe bağlar ve ayakta tutar.
Sevgili dostlar, insanları, halkları millet yapan, coğrafyaları, ülkeleri vatan yapan sembollerdir. Yani adıdır, bayrağıdır, rengidir, milli marşıdır ve milli günlerdir. Eğer siz bu değerleri sorgular ve sorgulatır iseniz artık siz siz olmazsınız, bir başkası veya bir hiç olursunuz ve bu durumda sizi dikkate alan da, değer veren de olmaz. Maziye, tarihe şöyle bir baktığınızda Anadolu’nun benliğini, kimliğini yitirmiş nice milletlerle dolu olduğunu görürsünüz. Eğer bu coğrafyada mazi olmak istemiyorsak bizi biz yapan değerlere sahip çıkacağız, değer vereceğiz ve zaferlerimizi de hakkıyla kutlayacağız.
Neden Cumhuriyet?
Çünkü Cumhuriyet, devleti idare edenlerin seçimle iş başına geldiği yönetim şeklidir. Bugün dünyada birçok devlet cumhuriyet rejimiyle yönetmektedir. Cumhuriyetle yönetilen ülkelerde egemenlik milletindir ve millet, devleti yönetecek kişileri kendisi seçerek kendi kendini yönetmiş olur. Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Zira Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıkî uygulamasını sağlayan hükümet şekli, cumhuriyettir.
Neden Cumhuriyet?
Çünkü cumhuriyet halk demektir, millet demektir, halkın/milletin kendi kendisini yönetmesi demektir. Başında bir sultanın, padişahın, despotun, diktatörün olmadığı rejimdir.
Çünkü “cumhuriyet (özellikle) kimsesizlerin kimsesidir”. Fakat bugün, Cumhuriyetin 98. Yılında, maalesef ne “kimsesizler” yani halk ne de “kimsesizlerin kimsesi” cumhuriyet bazılarımızın gündeminde değil.
“Kimsesizlerin kimsesi olarak cumhuriyet” fikri aslında adı konmamış bir sosyal devlet yönelimidir. Ancak sosyal olmayan bir cumhuriyetin “kimsesizlerin kimsesi” olması da bir temenniden öteye gidemez.
“Eşitlik – özgürlük - kardeşlik” ideallerinden doğan cumhuriyet bugün sermayenin saltanatına dönüşmüş halde. Dolayısıyla bugün “kimsesizler” himmete, sadakaya muhtaç halde. Oysa cumhuriyet fikrinin temelinde insanın kaderini başka insanların insafına terk etmemek yatar.
Neden Cumhuriyet?
Çünkü cumhuriyet eşitlik rejimidir. Cumhuriyet yönetimlerinin temel direklerinden biri eşitliktir. İkinci temel direği ise özgürlüktür. Monarşi / Krallık / Sultanlık / Padişahlık ise ayrıcalıklar rejimidir. Bu rejimlerde eşitlik ve özgürlük yoktur.
Devleti bir kişi, bir azınlık ya da çoğunluk yönetebilir
Monarşi / Krallık / Sultanlık / Padişahlık / Tiranlık / Diktatörlük gibi rejimler tek kişinin kendi çıkarları için devleti yönetmesidir.
Aristokrasi / Oligarşi varlıklı, zengin bir azınlığın, sınıfın kendi çıkarları için toplumu yönetmesidir.
Cumhuriyet / Demokrasi ise halkın çıkarı için toplumun/devletin yine halk tarafından yönetilmesidir. Yani cumhuriyet ve demokrasi çoğunluğun, halkın yönetimidir. Halk, devleti seçtiği temsilciler vasıtasıyla yönetir.
Cumhuriyet yönetimi, halkın bütününün egemen güce yani devlete sahip olmasıdır. Yani devlet monarşilerde / krallıklarda / sultanlıklarda / padişahlıklarda olduğu gibi kişiye ait özel mülk değildir, milletin tamamına aittir.
Demokrasi, halkın hem yöneten hem de yönetilen durumda olduğu bir yönetim biçimidir. Yani oyu ile iradesini açıklayan halk yönetendir.
Her yönetim, varlığını sağlayan bir ilkeye dayanır
Cumhuriyetin / Demokrasinin ilkesi de siyasal erdemdir. Yani yurt sevgisidir, ülke çıkarlarını kişisel çıkarların üstünde tutmadır, bencillikten, açgözlülükten, kişisel tutkulardan, hırs ve isteklerden fedakârlıktır. Velhasıl siyasal erdem, yasalara saygıdır.
Kısaca cumhuriyet rejimlerinde / demokrasilerde hiç kimse yasaların / hukukun üstünde değildir. Yasalara saygının bittiği yerde demokrasi bozulur. Devlet tükenir. Cumhuriyeti / Demokrasiyi ayakta tutan tek güç siyasal erdemdir, siyasal ahlaktır.
Demokrasilerde emir veren de emir alan da eşittir. Demokrasilerde yasaları yapan da uygulayan da egemen gücün yani toplumun kendisidir. Hükümet ise egemen gücün sadece bir aracıdır.
Yönetimlerin bozulması ilkelerin bozulması ile başlar
Cumhuriyet / demokrasi eşitlik ilkesinin kaybolması ile bozulur. Cumhuriyet / demokrasi yönetiminin bozulmasının bir nedeni de yönetim kadrosunun daralmasıdır.
Yönetici kadrosunun daralması ise demokrasiden aristokrasiye, aristokrasiden monarşiye ve nihayet monarşiden diktatörlüğe geçiş demektir.
Cumhuriyetin / demokrasinin temel ilkesi olan eşitlikten kolaylıkla bireyciliğe yani kişi egemenliğine kayılabilmektedir.
İşte, cumhuriyetin / demokrasinin karşılaştığı sorunlardan biri buradan kaynaklanır. Diğer tehlikeler ise anarşi ve despotizmdir. Yasa tanımaz aşırı özgürlük anarşiyi, özgürlüklerin aşırı kısıtlanması da despotizmi doğurur.
Cumhuriyet ve Demokrasi toplumların kaçınılmaz geleceğidir. Demokraside insanlar gerçekten mutlu olmasalar bile mutsuz da olmayacaklardır.
Ancak basın özgürlüğü olmadan da demokrasi olmaz. Basın özgürlüğü demokrasi için son derece önemlidir. Yani haber alma özgürlüğü ama doğru haber alma.
Devletin hayat damarı egemen otoritedir, yani yasama organıdır, yani meclistir. Yasama devletin kalbidir. Yürütme de devletin tüm diğer organlarını hareket ettiren beynidir.
Beyin felç olduğu zaman insan yine de yaşayabilir ama kalp durduğu zaman hiçbir canlı yaşayamaz. Bu nedenle devlet yasama gücüyle yaşar.
Atatürk’ün ilk iş olarak 23 Nisan 1920’de niye meclisi açmış olduğunu şimdi daha iyi anlayabiliyoruz. Yine 15 Temmuz 2016’da niye TBMM’ye saldırıldığını şimdi daha iyi anlayabiliyoruz. Zira birincisinde milleti var etme, ikincisinde ise milleti yok etme düşüncesi vardır.
Asolan Demokratik Cumhuriyettir
Cumhuriyeti betonarme karkas (demirli betonla yapılmış yapı) bir bina olarak düşünün. Onun değeri, sizin onun dışını ve içini nasıl döşediğinize bağlı olacaktır. Yani o binanın içini/odalarını demokrasi ve insan hakları ile mi, hukukun üstünlüğü ile mi, adalet ile mi, eşitlik ve özgürlükle mi, dışını “yurtta barış dünyada barış” felsefesiyle yani iyi bir dış politika ile mi, velhasıl ne ile ve nasıl döşediğiniz o binanın o cumhuriyetin niteliğini ortaya koyacaktır. Yani demem şu ki, eğer ortada bir eksiklik, yanlışlık varsa, o yanlışlık cumhuriyet rejiminde değil sizdedir, sizin tutum ve davranışlarınızdadır.
Ünlü sosyolog İbn-i Haldun der ki,
Devletler için tarihin bir döngüsü vardır. Hemen hemen her devlet her 100-150 yıl arasında ya kendini yeniler zamana ayak uydurur yaşamaya devam eder ya da tarihin tozlu raflarında yerini alır. Bu bağlamda Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren kendisini dört defa yenilemiştir, zamanın ruhuna ayak uydurmuş ve yaşamaya devam etmiştir. Ancak yirminci yüzyıl başlarında bunu başaramadığı için tarihe mal olmuştur. Fakat millet ve yöneticileri yani Mustafa Kemal Atatürk zamanın ruhunu kavramış, yeni bir devlet kurmuş ve bu devleti de cumhuriyet ile taçlandırmıştır. Mesele bundan ibarettir.
Kısaca Cumhuriyet;



YORUMLAR (0)
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın