Beklioğlu, gölü düzenli olarak izlediklerini belirterek, dün gölden örnek aldıklarını, mikroskopla baktıklarında bunun çok bilinen bir siyanobakter türü olan "Microcystis aeruginosa" olduğunu gördüklerini söyledi.
Gazetelerdeki haberlerde siyanobakterin ilk defa görüldüğüne ilişkin ifadeler olduğunu ancak bunun zaman zaman olabildiğini dile getiren Beklioğlu, bu durumun küresel ısınmayla gelen kuraklık, aşırı ısı dalgaları ve göllerin hidrolojilerinin bozularak durgun suya dönüşmesi sonucunda birçok gölde görülebileceğini söyledi.
"Bu koşullar devam ettiği sürece bu gölde ve ülkemizin diğer göllerde olma ihtimali yüksek"
Beklioğlu, meteorolojik durgunluğun yanında suların hidrolojileriyle oynanmasının da bunda etkili olduğunu anlatarak, suyun hidrolik bekleme süresinin uzadığını, böylece sudaki azot fosfor miktarının arttığını ifade etti. Siyonabakterlerin toksin yani zehirli madde içerdiğini belirten Beklioğlu, şunları kaydetti: "Bu toksinlerin bir kısmı nörotoksin diye geçer. Sinir sistemini, hepatotoksin karaciğeri etkileyebilir. Hayvanlardan insanlara kadar çok fazla canlıya zarar verebilir ve bu açıdan da tehlikeli. İç suların, göllerin, nehirlerin bize sunduğu ekosistem hizmetleri var. Mesela içme suyu, sulama suyu, rekreasyon, balıkçılık gibi çok sayıda ekosistem hizmetleri var ama suda bu siyonabakter aşırı artışları olduğunda bu ekosistem hizmetlerini kaybediyoruz. Çünkü bu su, sulamada, içmede kullanılamaz, balıkların ölmesini tetikleyebilir. Bir de bu gördüğünüz canlıların hepsi organik madde, bunlar, mevsim normallerine döndüğünde ölmeye başlayacak, öldüğünde taze organik maddenin parçalanma işlemi başlayacak yani organiklerin inorganiğe dönüşmesi. Bu da oksijenle olan bir süreç ve sudaki oksijeni hızla azaltacağı için de ani balık ölümlerini tetikleyebilir. Mesela bir ay önce Burdur Gölü siyanobakter aşırı artışına maruzdu. Küçükçekmece, Büyükçekmece, Akgöl aklınıza gelecek çok fazla gölde var. En son 71 gölde, 6 kıtada, 33 ayrı ülkede yapılan araştırmada, uzun dönemli uydu verileriyle tespit edilmeye çalışılmış, göllerin son 30 yılda yüzde 68 daha fazla siyanobakteri aşırı artışına maruz kaldığını biliyoruz."
Beklioğlu, aşırı siyanobakter artışının olmaması için suyun hidrolojisiyle oynanmaması gerektiğini ve tarımdan, evsel atık sularından gelen azot fosforun kontrol edilmesi gerektiğini aktardı.
Göllerin restore edilmesi için su berraklığının artırılması ve su içi bitkilerinin büyüyeceği bir ekolojik durumun yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Beklioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Diğer bir ayrıntı ise Hükümetler Arası İklim Değişimi Paneli (IPCC) geçen hafta 6'ncı değerlendirmesini açıkladı, 2022'de tam rapor çıkacak, şimdi özetleri çıkmaya başladı. Raporda geçen en önemli şeylerden bir tanesi iç sularda kriz. Seller, taşkınlar, kuraklıklar ve heyelanlarla, su miktarı azalması ve kalitesinin bozulması sonucu da gıda güvenliği ciddi sorun olarak karşımıza çıkabilir. Yani iç sularda göller ve akarsuları kaybedersek hayat biter. Çünkü tarımdan, içme suyuna kadar her şey iç sulardan sağlanıyor yani tatlı sudan ve tatlı suyun toplam kullanılabilir miktarı 0.02. Biz 0.02'yi bu hale getiriyoruz. O yüzden artık uyanma ve önleme geçme zamanı."



YORUMLAR (0)
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Bir Yorum Bırakın