PAZARLAMA STRATEJİLERİ ÜZERİNE


Günümüzde yaşanan ekonomik kriz, pandemi vb zorlu süreçlerde de firmaların hem kendilerini hem de ürünlerini bu yöntemlerin entegrasyonuyla pazarlamaları işleri kolaylaştırıyor.



Günümüzde bir trend olmaktan çıkıp hayatın her anına sızan dijitalleşmeye ayak uydurmak zorlaşmış durumda. İnternet çağının hızlı ilerlemesi sadece bugünü değil yarını da takip etme zorunluluğunu doğuruyor haliyle. Sürekli kendini yenileyen sosyal medya platformları, E-Ticaret siteleri, bunlarla beraber ortaya çıkan meslek gruplarındaki çeşitlilik ve yükselme olan biten her şeyi hem biraz daha karmaşık hem de hızlı işleyen bir süreç haline getiriyor. Kendisini sistemin içerisinde tutup bu hıza ayak uydurmakta biraz olsun zorlananlar dahi geri adım atarken geleneksel yöntem ve pazarlama teknikleri ne yazık ki ancak destekleyici ögeler arasında yer alabiliyor. Bu elbette gelenekselden tamamen uzaklaşmamız gerektiği anlamına gelmiyor, bu yöntemlerin başından beri işin çekirdek kısmını oluşturduğunu biliyoruz. İşin sırrı bu hıza ayak uydururken sağlam ve risk azaltan geleneksel uygulamaları dijitalliğe entegre edebilmek aslında. Günümüzde yaşanan ekonomik kriz, pandemi vb zorlu süreçlerde de firmaların hem kendilerini hem de ürünlerini bu yöntemlerin entegrasyonuyla pazarlamaları işleri kolaylaştırıyor. Karımıza çıktığında basit olduğunu düşündüğümüz bazı detaylar bu firmaların maddi ve manevi efor sarfettiği uygulama ve stratejiler bütünü aslında.

Genel anlamda duruma kısa bir yorum kattıktan sonra detaylardan da bahsetmek istiyorum bu yazıda. Pazarlama bir oyun ve bu oyunun kuralları çoktan değişti. Eskiden gazetelere verilen ilanlar sosyal medya ilanlarına ve dijital tabelalara dönüştü hatta artık televizyon reklamları bile gücünü yitirmeye başladı. Sosyal medyanın gücünden neredeyse her yazımda bahsediyorum, verimli ve bilinçli kullanıldığında alınan sonuçların nasıl olduğu herkes tarafından rahatça gözlemlenebilir. Maliyet açısından incelediğimizde de popüler bir televizyon kanalına verilen reklamın saniyesi daha para işlerken sosyal medyada doğru bir yönlendirme ile günlerce kalabilecek reklamlar çok daha ucuza denk geliyor. Bugün baktığımızda gücünü dijital trendi yakalamaktan alan firmaların televizyon kanallarına verecekleri reklam bütçesini daha verimli bir şekilde kullanarak farklı sonuçlar elde ettiklerini görüyoruz.

Bugünlerde hemen hepimiz bir yerlere bir şeyler için koşturup duruyoruz. Belki çoğumuz yorucu ve yoğun tempomuz içerisinde televizyona vakit ayırmıyoruz ancak sosyal medyada sık sık geziniyoruz. We Are Social ekibinin bu yıl yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de  sosyal medya kullanımı bir hayli fazla. Rapora göre Türkiye nüfusunun yüzde 60’ı (yaklaşık 48 milyon kişi), her gün ortalama 3 saat 1 dakikasını sosyal medya kullanarak geçiriyor. 48 milyonun yüzde 87’si her gün düzenli olarak internete giriyor ve sosyal medya harici 3 saat 45 dakikasını internette harcıyor. Yani toplama baktığımızda 6 saat 46 dakikalık bir internet kullanımı karşımıza çıkıyor.

Peki şimdi online market alışverişi yapılabilen internet sitelerini düşünelim. Bu site ve uygulamalar hayatını market alışverişi bile yapamayacak kadar yoğun insanlara özellikle hitap ediyor. İnsanlar ne kadar yoğun olursa olsun sosyal medya ve internet kullanmaktan vazgeçemiyor. Bu internet siteleri veya uygulamalar sabah kuşağı programlarının arasında yayınlanacak pahalı bir reklamdansa sosyal medyada daha düşük bir maliyetle sponsorlu içerik yayınlamayı çok daha makul buluyor. Buna ek olarak sosyal medya kullanıcıların yorum ve paylaşımlarıyla maliyetsiz reklam da sağlıyor.

 Bütün bunlar pazarlamada sadece dijitalleşme başarıyı yakalar anlamına gelmiyor elbette. Basit birkaç örnek vermek istiyorum. Bir firma ürettiği çikolataların ambalajına insanlara kendini özel hissettirecek kelimeler ekledi. Tüketiciler bunları sevdiklerine jest yapmak amacıyla aldı. Ne de olsa ucuz, hızlı ve bağlayıcı bir yöntemdi. Üstelik yayılması da kolaydı. Sonra en başta bahsettiğimiz geleneksellik ve yenilikçilik birleşmesi devreye girdi. Geleneksel bir teknik olan insanlara özel hissettirme, onları mutluluğa çekme gibi stratejiler sosyal medya da iyi yürütülen maliyeti daha düşük bir reklam çalışmasıyla bütünleşti. Daha sonra da insanlar hediye olarak aldıkları bu ürünleri kendi hesaplarında paylaşarak markanın ücretsiz reklam elçisi olmuş oldular. Çok basit bir ürün ve çok sade bir fikir bir araya gelip böylesine detaylı bir akım haline geldi. Bu yeni ortaya çıkmış bir akım değil elbette. ‘’Mutluluk pazarlaması’’ birçok marka tarafından birçok kez kullanıldı. Kalabalık aile sofralarında yemeğin yanında içilen Coca Cola, yemeğin ardından yine kalabalık aile sofralarında yenilen Algida dondurmalar, dijitalliğini mutlulukla süsleyerek gösteren ‘’Hayat Paylaşınca Güzel’’ diyen Turkcell… Örnekleri çoğaltmak mümkün tabii ki. Asıl konuya gelmek istediğimizde yine aynı kapıya çıkıyoruz. Pazarlama gerçekten büyük ve kuralları çoktan değişmiş bir oyun. İnsanların değişen dünyada ihtiyaçlarının hızla değişmesi trendleri yakalamayı zorlaştırıyor ve bu zorluğu büyük bir rekabet içerisinde kuralına göre oynayanlar krizi fırsata çevirmiş oluyor.

<