Daha ne kadar “Gelin ata binmiş, ya nasip” diyebiliriz!


Başlamış ithalat işlemlerinin belli bir süre İGV’den istisna tutulmaması telafisi güç kayıplar yaşanmasına neden olabileceği ve sonuçta iş dünyasının vergiye uyumunu olumsuz etkileyeceği açıktır.



Bazı tepkileri baskılamada ve yaşanacakları meşrulaştırmada günah keçileri yaratılır. Günah keçileri üzerinden yapılmak istenenler birer birer hayata geçirilir. Günümüzün günah keçisi de Covid-19 küresel salgını gibi duruyor. Bireysel yaşamdan devlet yönetimine kadar pek çok alanda paradigmaların değiştiği/değişeceği ifade edilmekte. Son günlerde ithalat rejiminde gözlenen gelişmeler bunun bir işareti olarak değerlendirilebilir. Dış ticaret rejiminde kanunların geriye yürütülmesiyle sonuçlanan paradigma değişikliğine gidildiği görülmektedir. Acaba gelinen noktada dış ticaret açığının önlenmesi ve devlete ek gelir yaratma çabasının gizlenmesi için Covid -19 küresel salgını günah keçisi mi seçildi? Bu hususu sizlerin değerlendirmesine bırakırken, dış ticaret rejimi konusunda son dönem gelişmelere bakalım istiyorum.

2015 yılından buyana uygulamaya koyulan ve Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşlarıyla birlikte kullanımı artan İlave Gümrük Vergisi (İGV) ile ilgili son dönemlerde politika değişikliğine gidildiği gözlenmektedir. İGV, “İthalat Rejimi Kararına Ek Karar” ile uygulamaya koyulmaktadır. Bu karar metinlerinin her birinde Bu Kararın yayımı tarihinden önce Türkiye’ye sevk edilmek üzere bir taşıma belgesi düzenlenerek yüklemesi yapılmış olan eşyanın, bu Kararın yayımı tarihinden itibaren en geç 30 gün içinde ithalatına ilişkin gümrük beyannamesinin tescili halinde bu Karar hükümleri uygulanmaz.” şeklinde geçici madde hükmüne yer verilmekteydi. Böylece iş dünyasının daha sağlıklı kara vermesine yardımcı olunmaktaydı. Ancak son iki İGV düzenlemesinde (2414 ve 2465 sayılı Cumhurbaşkanı Kararlarında) başlamış işlemleri geçici süreyle İGV’den istisna tutma uygulamasından vaz geçildiği görülmektedir. Bu son iki düzenlemede başlamış işlemlerin 15 günlük sürede tamamlanması halinde indirimli İGV uygulanmasına hükmedilmektedir.

Bu paradigma değişikliğinin amacı üç gerekçeye bağlanabilir: 1) dış ticaret açığının azaltılması, 2) kamu harcamalarına finansman kaynağı yaratmak ve 3) yerli girdi üretimini artırmak. İlk iki amaç kısa vadelidir. Üçüncüsü uzun vadeli olup, yerli girdi üretiminin artırılarak ithalattan bağımsız bir ihracat yapısının kurulması hedeflenniyor olabilir. Ancak bu hedefe ulaşabilmek, yerli girdi üretimini artırma yönünde politika değişikliği sinyalleri veren uygulamada ısrarcı olunmasına bağlıdır. Yerli girdi üretimine yönelik yatırım yapacakların bir biçimde politika değişikliğinde samimi olunduğu inandırılması gerekir. Üçüncü amaç politika yapıcıların gündeminde yoksa, paradigma değişikliği ilk iki amaçtan hangisine dayandırılırsa dayandırılsın yanlış olup, uzun vade de olumsuz etkilere neden olacaktır. Uygulamanın yanlışlığı vergileme ilkelerine aykırı olması ve bunun doğuracağı sonuçlarla ilgilidir.

İGV’nin vergi olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı tartışmalı bir noktada bulunmakla birlikte, ithalat üzerinde vergi benzeri bir mali yük oluşturduğu kesindir. Devletin vergileme yetkisini nasıl kullanacağı Anayasa’nın 73. maddesinde tanımlanmıştır. 1982 Anayasası’nın 73/c fıkrası Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” hükmünü içermektedir. Bu madde devletin vergileme yetkisini kullanırken mükellefleri hukuki güvence altına alma amacı gütmektedir. Anayasada tanımlanan vergilerin kanuniliği ilkesi, kanunların geriye yürümezliği ile anlam kazanmaktadır. Ayrıca vergi kanunları mükellefler açısından “belirlilik” içermelidir. Yani bu ilke mükelleflerin açık ve net biçimde tanımlanmış vergileme koşullarında karar verebilmesini sağlamaya yöneliktir. Eksik ve asimetrik bilgi koşullarında verilmiş her karar yanlış sonuçlar doğuracaktır.  Dolayısıyla mükelleflerin daha rasyonel karar almalarına imkan sağlayarak vergileme koşullarının yaratılması ve işletilmesi devletin asli görevidir. Dolayısıyla devlet vergileme konusunda eksik ve asimetrik bilgi yaratacak uygulamalardan uzak durmalıdır. Bu ve benzeri gerekliliklerden hareketle İGV kararlarında başlamış ithalat işlemleri geçici maddeler ile kapsam dışında tutulmuştur. Böylece mükellefler ithalatını başlatmış oldukları eşyaya ilişkin maliyet ve fiyatlandırmaya bağlı kalarak faaliyetlerini sürdürebilme imkanı bulabilmektedir. Ki bu uygulama vergileme yetkisinin kullanımı açısından doğru olandır.

Başlamış ithalat işlemlerinin belli bir süre İGV’den istisna tutulmaması telafisi güç kayıplar yaşanmasına neden olabileceği ve sonuçta iş dünyasının vergiye uyumunu olumsuz etkileyeceği açıktır. Sağlık, üretim ve tüketim üçlü sarmalında yaşanan kriz ortamında “Gelin ata binmiş, ya nasip demiş” atasözüyle özetlenebilecek belirsizlik ve yüksek vergi maliyetleri altında iş dünyasının dayanma gücü dikkate alınmalıdır. Başlamış ithalat işlemlerinin İGV kapsamında değerlendirilmesi ve dışa açık ekonomi politikasının ana eksen kabul edildiği bir sistemde ithal ikameci eğilimlere dayanan bu paradigma değişikliğinin karar alıcılar tarafından yeniden gözden geçirilmesi yararlı olacaktır.

 

<