Benim Gözümle Atatürk


Atatürk Türkiye’dir, Türkiye Atatürk’tür.
Onu anlamanın en doğru yolu bilimden güç almak, çalışmak, gaflete düşmemek, Atatürk gibi düşünmek ve onurlu yaşamaktır.



Atatürk için sıfatlar kullanmaya kalemler yetmez. Ayrıca övgüye ihtiyacı da yoktur. Dünyanın hakkını teslim ettiği bu büyük insan, Türk milletinin son büyük devlet adamı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olarak yüreklerde ve zihinlerdeki yerini almıştır. Vefatının üzerinden 80 yıl geçmesine rağmen her geçen yıl kendisine olan hayranlık, sevgi ve minnet duygularımız katlanarak artıyor.

Atatürk hiçbir siyasal hareketin, kuruluşun politik aracı değildir. O’nu bir kuruma mâl ederseniz küçültürsünüz. Atatürk Türk Bayrağı, Türk İstiklal Marşı gibi ortak değerimizdir.

Türkiye’nin iç ve dış sorunları karşısında millî birlik ve beraberlik çağrıları yapılırken, tüm siyasal grupların Atatürk’ten söz etmesi, herkesi birleştiren ortak sembol olarak nitelenmesi sevindirici bir yaklaşım olmuştur.

Çok uluslu, çok kültürlü bir imparatorluğun külleri üzerinde millî bir Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmayı başaran Atatürk, Meşruti Monarşi’den Cumhuriyete geçişimizin mimarı olmuştur.

Göktürklerden on dört asır sonra Türk adıyla anılan bir devlet kuran Atatürk, hanedanlar devrini kapatmıştır.

Kurtuluş Savaşı sonrası Ankara’da “Şimdi bizi çok daha büyük, çok daha önemli bir savaş bekliyor. Bu savaş, cehaletle ve yoksullukla yapacağımız savaştır” diyordu. Zora talip oldu. Elde sermaye ve yetişmiş insan yoktu. Milli kaynakların dibi kazınarak, fedakârlıkla en acil ihtiyaçlar karşılandı. Modern Türkiye’nin temelleri atıldı.

10. Yıl Nutku’nda: “Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir” diyerek devletini hangi temeller üzerine kurduğunu açıkça ifade etmiştir.

20. yüzyılın başında bir lider çıktı ve halkına, “Ben size rehber olarak aklı ve bilimi miras olarak bırakıyorum” dedi. Eğitimde, yönetimde, hukukta, bilim ve teknolojide aklı ve bilimi rehber edinmemizin önünü açtı.

Kendi beynimizle eleştirel ve analitik düşünmeyi; azimli, kararlı, disiplinli, çalışkan ve karakter sahibi olmayı, vatan ve millet sevgisini ondan öğrendik. O, bir başöğretmendi.

İzmir’de kendisine karşı bir suikast girişimi sonrası halka seslenirken: Naçiz vücudunun bir gün toprak olacağını, yani fânî olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ise sonsuza kadar yaşayacağını söyledi.

***

Kur’an’ın Türkçe anlamını ve açıklamasını devrin en büyük âlimi olan Elmalılı Hamdi Yazır’a yazdırdı. On bin adet basılarak, din görevlilerine ve ilgililere dağıtımını sağladı. Sahih-i Buhari’yi Arapçadan Türkçeye çevirterek, halkın anlamasını sağladı. Kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı ile halka din hizmetlerini aksatmadan sunmak istedi. Kuran Kursu hocaları için bütçeye ödenek konulması gerektiğini bir tezkere ile TBMM’ye iletti.

Tevhid-i Tedrisat Yasası ile eğitim birliği sağlanırken; yasanın 4. Maddesine dayanılarak, din uzmanı yetiştirmek üzere ilk İlahiyat Fakültesi; imamlık ve hatiplik hizmetlerini yürütmek üzere de ilk İmam-Hatip Okullarının açılmasını sağladı.

Hutbeleri Türkçeleştirerek halkın anlamasının önünü açtı. Dinin ana kaynaklarını Türkçeleştirerek, samimi, bilinçli bir imana sahip olmamızı amaçladı.

Toplumu ölülerinden yardım istemek alışkanlıklarından, hurafelerden kurtararak, yalnız Allah’tan yardım isteyen ve yalnız Allah’a ibadet eden bir hâle getirmek istedi. Allah’tan yardım istemeden önce çalışmayı, üretmeyi, önlem almayı önceledi ve öğütledi.

Çoklu eğitim ve hukuk sisteminden kurtararak eğitim ve hukukta birliksağladı., Modern eğitime ve hukuk sistemine geçilmesini sağladı. Yasa dışı, keyfi, dış baskı ile açılan okulları sonlandırdı. Köylere kadar eğitimi taşıdı.

Ulaşımdan yoksun olan, ilkel tarım yapan; düz damlı, çamur içinde, kanalizasyonsuz, yerleşimlerde yaşayan, sanayileşmeyi kaçırmış, eğitim seviyesi düşük, okur-yazarın parmakla gösterildiği, okullaşmanın dibe vurduğu, savaşlarda üretici ve eğitimli insanlarını kaybetmiş bir toplumu ayağa kaldıran Atatürk, muasır milletler seviyesinin üstüne çıkmayı hedef gösterdi.

On yıldır aralıksız savaşan, yüzyıllardır geri bırakılmış bir milleti barış dönemine sokarak, yaralarını sarmak; insanca yaşayabilecek bir toplum haline getirmek için kolları sıvadı, ülkeyi şantiyeye çevirdi. Doğuya, Kuzeye ve Güney Doğuya dönük yeni demiryolları yapılırken, yabancı şirketlerin elinde olan demiryolu ve liman işletmelerini satın alınarak millileştirdi.

İmparatorluğun yozlaşmış ortamında millî kimliğinden uzaklaşmış olan Türk milletinin evlatlarına millî kültürünü hatırlatmak, milli bilinç kazandırmak için Türkçe ve Türk Tarihi konusunda kongreler düzenleyen, kurumlar oluşturan Atatürk, Gençliğe Hitabe’yi yazarken Orhun abidelerinden esinlendi. “Milli kültürüne sahip çıkmayan milletler başka milletlerin avı olur” dedi.

***

Milli, laik ve çağdaş esaslar üzerine oturttuğu devleti 100. yılına yaklaşıyor. Ülkemiz, bu temeller üzerinde çok yol kat etti. Enerjimizi birbirimize karşı değil, kalkınma yolunda harcayarak, içte birliğimizi sağlayarak ulaşılmayacak hedef yoktur.

Kısrak başı gibi Asya’dan Avrupa’ya uzanan, boğazlarıyla denizleri bağlayan, zengin kaynakları olan bu güzel ülkeyi layık olduğu hedeflere ulaştırmak hepimizin görevi. İşte o zaman aziz Atatürk’ümüzün ruhu şad olacaktır.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurtuluş ve Kuruluşunda Emeği Olan Herkes Türk’tür.”, “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyerek, tercihini Türkiye’den yana kullanarak bu toprakları vatan olarak kabul edip, bu ülkenin vatandaşı olmayı şeref sayan insanları bağrına basan Atatürk, Batıdan yayılan ırkçı milliyetçilik yerine kültür milliyetçiliği duruşu ile kucaklayıcı ve birleştirici olmuştur.

Çok ilginçtir. Atatürk, en zayıf olduğu zamanlarda savaşı düşünmüş, en güçlü olduğu zamanlarda ise barışa hizmet etmiştir.

O’nun sevgisinin ne korunmaya ihtiyacı vardır ne de artırılması için bir çabaya… Sembolü de büstleri değil, öldüğünde on yedi milyon olan, nesilden nesile çoğalıp yüz milyona yaklaşan yüreklerdir. Elbette sayılar, ölçüsü değildir bu sevginin. O adeta genç nesillerle ömür tazeleyip bizimle yaşamaktadır. O’nun tahtı Türk milletinin kalbidir, vicdanıdır, aklıdır.  Atatürk Türkiye’dir, Türkiye Atatürk’tür.

Onu anlamanın en doğru yolu bilimden güç almak, çalışmak, gaflete düşmemek, Atatürk gibi düşünmek ve onurlu yaşamaktır.

Kendimize güvenerek, gücümüzü ne makam ve mevkilerden ne de yetkilerden almayıp; haktan, hukuktan, bilimden ve Atatürk’ten alarak onun mirasına Cumhuriyete sahip çıkmalıyız.

Her geçen zaman seni bize daha iyi öğretiyor, hatırlatıyor. Büyük Atam!, çağdaşın olan diktatör, katliamcı devlet adamları lanetle anılırken; yurtta ve dünyada saygıyla anılıyorsun, örnek gösteriliyorsun. Yüreklerimizde bir bayrak gibi dalgalanıyorsun.

Ahmet Necip GÜNAYDIN

<