WhatsApp İhbar Hattı: 0533 406 91 16






ANTİ BESİNLER


Anti besinler insan vücudunda diğer besinlerin bağırsaktan emilerek kan akışına geçirmesi ve kullanmasını olumsuz etkilerler. Hatta besinlerden aldığınız besin öğeleri miktarını azaltabilirler.



Anti Besinler, hayvansal ve bitkisel gıdalarda doğal olarak bulunur ve yedikten sonra vücutta gördükleri işlevden dolayı bu isimle anılır. Önce ürkütücü duyulsa da yapılan bilimsel araştırmalar aşırı miktarda tüketilmediği sürece anti besinlerin endişe edilecek şeyler olmadığını ve sağlık üzerinde bazı olumlu etkiler yaptığını gösteriyor. Hatta bu bilgilerimizi eksik kalan bilgilerimizle birleştirince fotoğraf daha net algılanacak.

Anti besinler insan vücudunda diğer besinlerin bağırsaktan emilerek kan akışına geçirmesi ve kullanmasını olumsuz etkilerler. Hatta besinlerden aldığınız besin öğeleri miktarını azaltabilirler. Emilimini olumsuz şekilde etkiledikleri besinler kalsiyum, demir, potasyum, magnezyum ve çinkodur. Şu ana kadar güzel bir şey söyleyemedim ama sürdürüyorum. Bu yazıyı son yıllarda yapılan araştırmalarla yazıyorum.

Bitkiler, anti besinleri böceklere, parazitlere, bakterilere ve küflere karşı bir korunma mekanizması olarak geliştirmişlerdir. Örneğin, anti besinler bir yiyeceğin tadının acı olmasına neden olur. Böylece hayvanlar onu yemek istemez. Mesela meyvenin tohumunu bu nedenle yemeden bırakır, bu sayede gelecekte yeni bitkilerin o tohumdan oluşmasına olanak tanır.

Bazı anti besinler yenen tohumların sindirimini engeller. Tohumlar zarar görmeden hayvanın dışkısı ile birlikte atılır ve yeni bitkilere dönüşebilir. Bu hayatta kalma taktikleri, bitki türlerinin büyümesine ve yayılmasına yardımcı olur. Zeytin bunun tipik örneğidir. Her zeytin çekirdeğinden zeytin ağacı olmaz. Zeytin kara tavuk denilen kuş tarafından yenilir, sindirilemez ve kuşun dışkısı ile atılır. Bu çekirdek yeni zeytin bitkisinin üremesine neden olur. Bir kimyasal etkileşim bu çekirdeği üremeye uygun hale getirmiştir.

İnsanların yediği besinlere baktığımızda, anti besinlerin genelde tam tahıllarda ve baklagillerde doğal olarak bulunduğunu görüyoruz.

Çok uzak değil 50 yıl önce bilim insanları besinsel lifin insanlar için kötü olduğunu düşünüyordu. Besinsel lif, besin maddelerini tutarak sindirim sisteminden uzaklaştırdığı için, kaçınılması gereken bir şey olarak görülüyordu. Hatırlayacaksınız işe yaramayan bir besini işaret etmek için ‘’posa yemişsin’’ diyerek aşağılanıyordu bu tür besinler. Bu algı nedeniyle tahıllar işleme teknolojisi ile besinsel liflerden uzaklaştırdı. Çocukluğumuzda tam buğday unundan yapılmış sert doygun ekmekler aşağılandı, fakir fukara yerdi ve ucuzdu. Beyaz unla yapılan francala dediğimiz ekmekler zengin sofralarında yer almaya başladı.

Ancak son yıllarda besinsel lifin önemi anlaşıldı ve tüketimi teşvik ediliyor. Günlük olarak 25-30 gram lif tüketmeyi öneriyoruz. Bu tür beslenme obezite, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, inme, diyabet ve bazı sindirim hastalıklarının riskini düşürüyor.

Anti besinler günümüzde sağladığı faydalar nedeniyle sağlığı destekleyen fonksiyonel besinler arasında yer alıyor.

En sık tüketilen Anti Besinler nelerdir?

  • Saponinler. Baklagillerde yaygın bulunur. Bağışıklık sistemini destekler, kanser riskini azaltır, kolesterolü düşürür, glisemik indeksi düşük olduğundan kan şekeri tepkisini azaltır, böbrek taşı riskini azaltır, kalp krizi ve inmede görülen kan pıhtılaşması ile mücadele eder.
  • Lektinler. Tahıl ve baklagillerde bulunur. Kalp damar hastalığı, diyabet, bazı kanser türleri ve aşırı ağırlık kazanılması riskinin azaltır.
  • Taninler. Çay, kahve, işlenmiş et ve peynirde yaygın şekilde bulunur. Bakteri, virüs, küf ve maya gibi mikroorganizmaların üremesini önleyen antioksidanlardır.
  • Fitatlar. Buğday, arpa, pirinç ve mısırda bulunur. Bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve kanser hücresi ölümüyle, kanser hücresi büyümesi ve yayılmasının azalmasıyla ilişkilidir. Antioksidan özelliklere sahiptir, inflamasyonu azaltabilir.
  • Glukozinatlar. Karnabahar, lahana, turp, brokoli, soğan, sarımsak gibi kükürtlü maddeler içeren sebzelerde bulunur. Bağışıklık sistemi için önemlidir.  Tümör hücrelerinin büyümesini engeller.
  • Oksalatlar. Baklagiller, pancar, dut, portakal, çikolata, tofu, buğday kepeği, soda, kahve, çay, bira, koyu yeşil sebzeler ve tatlı patateste bulunur. Oksalatlar sindirim sisteminde kalsiyuma bağlanarak vücuttan atılmasını sağladığı bilinir

Anti besinlerin faydaları, olumsuz etkilerine göre daha önemlidir.  Anti Besinleri içeren meyve, sebze, tam tahıl ve kuru baklagil tüketimi teşvik edilmelidir. Aşırı miktarda tüketildiğinde olumsuz etkileri belirgin hale gelebilir. Ancak günümüzde kentsel yaşam tarzını benimsemiş kişilerde aşırı tüketim söz konusu bile değildir.

Besinlerin hazırlama, pişirme ve tüketim teknikleri anti besinlerin büyük kısmının kaybedilmesine neden olmaktadır. Suda bekletme, haşlama, kaynatma ve yüksek sıcaklıkta yapılan diğer işlemler özellikle etkilidir.

Nelere dikkat edilmeli?

  • Demir ve çinko içeren besinleri, C Vitamini içeriği yüksek besinlerle eşleştirmek önemlidir. Örneğin etlerin yanında yeşil salata tüketilmesi ve taze limon sıkılması kolay bir uygulamadır. Et, yumurta, tavuk veya balık ile salata, çiğ sebze, domates tüketilebilir.  
  • Baklagilleri pişirmeden önce suda bekletmek. Haşlama suyunu dökmemek.
  • Süt, yoğurt, kefir ve peynir tüketirken, oksalat içeriği yüksek besinlerle birlikte tüketmemeyi sağlamak. Örneğin yoğurtlu ıspanak yemekten vazgeçmek.
  • Günlük posa (lif) alımında saptanan 25-30 gram miktarını aşmamak. Tam buğday unu veya tam tahıllı ürünler ve kuru baklagilleri kullanmak. Kuru fasulye, bulgur pilavı, salata ve ayran muhteşem bir kombinasyondur.

Son olarak:

Fakirleşen dünyamızda her besin maddesini en iyi şekilde değerlendirmek her bireyin önceliği olmalıdır.

 

<