Ülkemizdeki rekabet anlayışını geliştirmenin önemi ve yolları üzerine düşünceler


Rekabet Kurumu, temel işlevi piyasa(lar)daki rekabet ortamının tesisi, korunması ve gelecekte de sürdürülebilmesi amacına hizmet etmek üzere 1997 yılında kurulmuştur.



Serbest piyasa ekonomisinde ekonomik birimlerin faaliyetlerine yön veren unsurlar, arz ve talep miktarı, malların fiyatlarının oluşumu ve kalite gibi temel ekonomik fonksiyonlar piyasalarda gerçekleşmekte ve piyasalar tarafından belirlenmektedir. Piyasa ekonomilerinde işlerliğin sağlanması ve korunması için uygulanan ekonomik politikanın temel ve merkezi unsuru rekabettir. Başka bir deyişle, rekabet ancak piyasa ekonomisi ile bir varlığa sahiptir ve piyasa ekonomisinin işlerliği de sağlıklı bir rekabet ortamının mevcudiyetine bağlıdır.

Rekabet Kurumu, temel işlevi piyasa(lar)daki rekabet ortamının tesisi, korunması ve gelecekte de sürdürülebilmesi amacına hizmet etmek üzere 1997 yılında kurulmuştur. Kurumun kurulmasına dayanak teşkil eden 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ise 1994 yılında yürürlüğe girmiştir.

Geride bıraktığımız 20 yıla bakıldığında, Rekabet Kurumu’nun hemen hemen bütün ürün gruplarını ve bu ürün grupları ile ilişkili sektörleri ilgilendiren kararlar aldığını, piyasa araştırmaları yaptığını ve rekabet kültürünün yaygınlaştırılmasına katkı sağlamak üzere rekabet savunuculuğu kapsamında girişimlerde bulunduğunu görüyoruz. Rekabet Kurumu’nun varlığı, sektörlerdeki rekabet ortamının tesisinin yanı sıra bu sektörlerde yatırım planları olan teşebbüslerin faaliyetlerini adil bir rekabet ortamında sürdürmelerini ve yatırımlarını güvence altına almalarını sağlamaktadır.

Öte yandan, adil bir rekabet ortamında oyunun kurallarını bozmak isteyen ve esasen hak etmedikleri gelirleri anti rekabetçi yollarla elde etmeye çalışan çıkar grupları ile karşılaşılabilmektedir. Geçmiş dönem faaliyetlerimize bakıldığında, bu gibi gruplar ve eylemler karşısında Rekabet Kurumu olarak sağlam bir duruş sergilendiği açıkça görülecektir. Bu gruplar kimi zaman tek taraflı davranışları ile kimi zaman ise anlaşma ve/veya uyumlu eylem yolu ile piyasalardaki rekabet ortamına zarar vermeye çalışmıştır. Ancak unutulmaması gereken nokta, anti rekabetçi eylemler sonucu elde edilecek gelirin bir de zarar olarak karşılığı bulunduğudur. Bu zarar kimi zaman tüketicinin, kimi zamansa rakip teşebbüslerin cebinden karşılanmakta ve serbest piyasa ekonomisinin öngöremediği refah transferlerine yol açabilmektedir. Dolayısıyla, anti rekabetçi davranışların karşısında sadece Rekabet Kurumu’na değil, aynı zamanda tüketicilere, teşebbüslere, teşebbüs birliklerine ve sivil toplum kuruluşlarına da önemli sorumluluklar düşmektedir.

Bahsi geçen sorumluluk rekabet kuralları hakkında bilgilendirilme ve bilinçlendirilme yoluyla oluşmaktadır. Bu kapsamda, Uluslararası Rekabet ve Teknoloji Birliği tarafından özel sektör temsilcilerinin rekabet kuralları hakkında bilgilendirilmelerine yönelik olarak yapılan çalışmaların devam etmesini temenni ederim. Elektronik gazetenizin de söz konusu çalışmaların önemli bir ayağını oluşturacağına ve ülkemizdeki rekabet anlayışının gelişmesine katkı sağlayacağına olan inancımla birlikte yayın hayatınızda başarılar dilerim.

 

<