Olmaz Olsun Cüzdanımda  Milyonlar!


Türkiye, 2017 yılının son çeyreğinde ortalama yüzde 11,1 oranında büyüdüğü görülmektedir.



Yıl sonları ekonomik birimlerin durumlarını değerlendirdiği dönemlerdir. Bu süreçte geçmiş yılın kayıp ve kazanımları değerlendirilirken gelecek yılın da hedefleri tanımlanmaya çalışılır. Bizde bu yazımızda Türkiye ekonomisinin büyüme performansı üzerinde bir takım değerlendirmelerde bulunarak geleceğe yönelik öngörülerimizi ortaya koymaya çalışacağız.

Bilindiği gibi belli bir dönem içinde mal ve hizmet üretiminde gözlenen artış ekonomik büyüme olarak tanımlanmaktadır. Ekonomik büyüme; nitel, nicel, nominal ve reel gibi farklı niteliklerle tanımlanabilmektedir. Bunlardan önemli olanları nitel ve reel büyüme olarak kabul edilir. Çünkü her ikisinin de toplumsal refah artışına olumlu katkı yaptığı kabul edilir.  Birde bunların yanında yoksullaştıran (fakirleştiren) büyüme kavramından da bahsedilmektedir.

Yoksullaştıran büyüme, refah artışı sağlamayan ekonomik büyüme olarak tanımlanabilir. Ekonomi sayısal büyüklük anlamında büyümüş olmakla birlikte bu büyüme toplumsal refah artışına dönüşmemektedir. Daha fazla üretim faktörü kullanılmış olmakla birlikte bunun refah artışına dönüşmemesi fakirleştiren büyümeye işaret etmektedir. Örneğin bu süreçte bay Mehmet daha fazla mesai yapmakta, daha fazla gelir elde etmektedir. Ancak, geçmiş dönemlere göre daha az tüketim gerçekleştirebilmektedir. Mehmet’in harcama gücü nicelik olarak artmakla birlikte alım gücü reel olarak azalmış ve yaşam konforu bozulmuştur. Mehmet’in üretim sürecine daha fazla katılmasına rağmen yaşam konforunun bozulması fakirleştiren büyüme kavramını somutlaştırmaktadır.

Peki, fakirleştiren büyüme nasıl ortaya çıkmaktadır? İhracata dayalı büyüme politikasının sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir. Yoksullaştıran büyüme teorisine göre ihracata yönelik üretim artışı o malın fiyatını düşürerek dış ticaret dengesinin ülke aleyhine gelişmesine neden olabilmektedir. Bu da ihracat artışıyla sağlanan ekonomik büyümenin toplumsal refah artışına dönüşmesini engelleyebilmektedir. Yani ülke daha fazla üretip, daha fazla ihraç eder hale gelmiş ama dış ticaret hadleri bozulduğu için daha az tüketebilecektir. Bir başka ifadeyle ülke büyümüş ama refahı azalmış oluyor. İşte Bhagwati buna yoksullaştıran büyüme diyor.

İhracata yönelik üretim artışı girdi talebinin ve dolayısıyla girdi maliyetlerinin de artmasına neden olabilmektedir. Bu durum iki sonuç doğurmaktadır. Birincisi iç piyasada fiyatlar genel düzeyinde artışın gözlenmesidir. Diğer bir ifadeyle maliyet tabanlı enflasyonist bir baskının oluşmasıdır. İkincisi ise artan girdi talebinin ithal mallarıyla sağlanmasıdır. İhracatta yönelik üretimin ithal malı girdilerle gerçekleştirilmesi halinde yoksullaştıran büyüme etkisi daha fazla hissedilmektedir. İthal girdinin, dolar bazında, görece olarak ucuzlayan ihracat geliriyle finanse edilmek zorunda kalınması cari açığın artmasına neden olacaktır. Bu durumda başlangıçta ihracat artışıyla cari açıkta bir azalma gözlenmekle birlikte bir dönem sonra cari açık artmaya başlayacak ve uzun vadede gelir ve refah kaybına neden olacaktır.

Türkiye ekonomisi açısından durumu değerlendirebilmek için son dönem büyüme ve dış ticaret hadlerine bakmak yerinde olacaktır. Dış ticaret hadlerindeki gelişmeler aşağıdaki tablo ve grafikten görülebilir. Türkiye ekonomisinde dış ticaret hadleri 2010-2017 yılları arasında Türkiye’nin lehine geliştiği gözlenmektedir. Bu ihracata dayalı büyüme politikalarının sonucudur. 1999 -2009 yılları arasında dış ticaret hadleri Türkiye lehine işlerken, kriz yılları hariç, büyümenin refah artışına dönüştüğü söylenebilir. 2011 yılından başlayan süreçte ekonomik büyüme ve dış ticaret hadlerinde paralel bir gelişme gözlenirken, kişi başı gayri safi yurt içi hasılanın (KBGSYH) artış hızı ekonomik büyüme hızının altında gerçekleşmiştir. 2013 yılından başlayarak dış ticaret hadleri Türkiye lehine artarken ekonomik büyüme yavaşlamaya başlamıştır.

Türkiye, 2017 yılının son çeyreğinde ortalama yüzde 11,1 oranında büyüdüğü görülmektedir. Büyümenin kaynağına baktığımızda ihracat artışının büyümeye önemli katkı yaptığını görüyoruz. İhracat yıl genelinde bir önceki yıla oranla % 10,2 büyüyerek, ekonomik büyümenin adeta lokomotifi olmuştur. İhracata dayalı bu ekonomik büyüme üretim imkânının arttığını gösteriyor. Ancak, 2017 yılı Ekim ayında önceki yılın aynı ayına göre ithalatın %19,2 armış olması ihracat artışına bağlı büyümenin refaha yansımasını engellediği söylenebilir. Bu açıdan da bakıldığında 2017 yılında dış ticaret açığı 2016 yılına göre %73,9 oranında artış göstermiştir. Nitekim 2017 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı 2016 yılında %75,2 iken, 2017 yılında %65,6'ya düşmüş, yani % 9,6 azalarak ihracat gelirleriyle ithalatın finansmanı zorlaşmıştır.

Mahfi Eğilmez, gerek miktar gerekse birim değer endeksleri üzerinden 2017 yılında 2016 yılına göre daha fazla mal ihraç edilmiş olmasına rağmen, birim ihracatta azalma yaşandığına dikkat çekmektedir[1]. Bunun anlamı, ihraç mallarının önceki yıla oranla daha düşük fiyattan satıldığı ve ihraç mallarının iç piyasa fiyatlarını arttığıdır. Dolayısıyla 2017 son çeyreğinde enflasyonun %13’ün üzerine çıkmasında yoksullaştıran büyüme sürecinin etkili olduğu söylenebilir. İhracat kaynaklı ekonomik büyümeye rağmen yaşanan refah kaybı bu noktada ortaya çıkmaktadır.

 

 

2011 yılı sonrasında, refah ölçütü olarak kabul edilen, KBGSYH artış hızının büyüme oranının altında seyrettiği ve 2013 yılından sonra negatif gerçekleştiği görülmektedir. Tüm bu sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde son beş altı yılda Türkiye ekonomisinin yoksullaştıran büyüme sürecine girdiği söylenebilir.

Yoksullaştıran büyümenin önlenmesi ihracata yönelik daraltıcı önlemlerle basit biçimde mümkün olabilmektedir. Ancak bu önlem siyasal tercihe bağlıdır. Ekonomi yönetiminin, baskılanmış kur rejimi altında ihracatı desteklediği bir ortamda, siyasal tercihin yönü net biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu noktada toplum olarak 2018 yılında olmaz olsun cüzdanımda milyonlar, yanımda sen olmayınca (refahım artmadıkça) şarkısını söylemeye devam edeceğiz gibi görünüyor.

[1] Mahfi Eğilmez, “Yoksullaştıran Büyüme” www.mahfiegilmez.com/2017/09/yoksullastran-buyume.html

<