KAZANANI OLMAYAN SAVAŞ


"Bu savaşın kazananı olmaz. Ama kaybedeni çok olur."



Ülkelerin aşırı sanayileşme hırsı tüm dünyayı kavurmaya başladığından beri bir başka sorun ortaya çıkmaya başladı. Sanayisini koruma hırsı, hatta paranoyası. Ülkelerin bu çabası bazen öylesine fazla seviyelere ulaşıyor ki durum bölgesel ya da dünya ölçeğinde, önce ekonomik buhranlar sonra ise savaşlara yol açabiliyor.

Elbette ki her ülkenin büyük fedakârlıklarla oluşturduğu sanayisini koruma hakkı vardır. Zaten Dünya Ticaret Örgütü de Uluslararası Damping anlaşmasıyla bu hakkı her ülkeye teslim etmiştir. Ancak ülkeler bu hakkı kullanırken ne kadar iyi niyetli davranıyorlar, işte en hassas konu budur. Diğer önemli husus ise başka ülkeleri bu karara gösterecekleri tepkilerin yol açabileceği dalganın büyüklüğüdür.

Bu işin ayak sesleri aslında çok uzun zamandan beri kur savaşları ile duyuluyordu. Amerikan Doları ile Avro arasında 2011 yılından beri başlayan bilek güreşi Japonya ve Çin’in de ulusal paralarının değerini sabit tutmaya başlamasıyla birlikte genişleyerek şekil değiştirdi.

Bu politika A.B.D. ekonomisinin A.B., Çin ve Japonya ekonomileri karşısında sürekli açık vermesine yol açtı. 2017 yıl sonu itibarıyla açık 862 milyar Dolara ulaştı. Diğer yandan Amerikan sermayesinin yurt dışı yatırımı da bu dönemlerde ciddi artış göstererek 2016 sonu itibarıyla 611 milyar Dolara ulaştı. Sadece Çin’in elindeki Amerikan tahvilleri tutarı 1.2 Trilyon Dolar, Japonya’nın elindeki Amerikan Hazine bonosu tutarı ise 1,09 Trilyon Dolar olduğu bilgisini de göz önüne aldığımızda resim daha net olarak görünmeye başlar.

Mortgages Krizini dahi dünyaya ihraç ederek fırsata çevirebilen Amerikan sanayisini gelecek korkusu sarmaya başladı.

Bunun üzerine A.B.D. önce kur savaşlarını bitirmeye çalıştı. Başarılı olamayınca dünya ekonomisi üzerindeki baskıları artmaya başladı.

A.B.D. önce A.B. nin yaşlanan sanayisinin yenilemek için ile yaptığı Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’nı (TTIP) ardından Uzak doğu ülkelerine yatırımları kolaylaştırmaya yönelik (TPP) ve başta Meksika olmak üzere Kuzey Amerika ülkeleri ile ekonomik serbestiyi arttıran (NAFTA) Anlaşmalarını iptal etti. Ardından yurt dışındaki Amerikan sermayesini ülkeye dönmeye zorlamaya başladı.

Son olarak da bazı ülkelerden yapılan Çelik ve Alüminyum ithalatına ek vergiler kondu.

A.B.D. nin yıllık 35 milyar Dolarlık Çelik ithalatı ağırlıklı olarak, Meksika, Japonya, Çin, A.B. ve Türkiye’den yapılmaktadır. Bu ürünleri de en fazla Amerikan otomotiv endüstrisi kullanır. Amerikan çelik üreticilerinin ihtiyaç duyulan ürünleri üretebilme kabiliyeti en azından kısa dönemde yok.

Burada sorulması gereken soru "bu işten kim zararlı çıkacak ya da bu savaşın kazananı kim olacaktır?"

Bu savaşın ne kadar kanlı olacağı ABD'nin ticari ortaklarının ortaya koyacağı tepkiye bağlıdır.

A.B., Çin, Japonya, Meksika gibi A.B.D.’nin büyük ticaret ortakları karşı önlemlerini açıklamaya başladılar.

AB, ünlü Amerikan markalarının bu işten zararlı çıkabileceği uyarısında bulundu. AB Komisyonu, blokun metallere gelen vergiye yanıt olarak Harley Davidson motorları, Levi Strauss marka blue jean ve ABD yapımı viskinin ithalatına düzenleme getirebileceğini bildirdi.

Çin ise aralarında tarım ürünlerinin de bulunduğu yaklaşık 125 çeşit Amerikan malına 01 Nisan 2018 tarihinden itibaren ek vergi uygulayacağını açıkladı.

Meksika ve Kanada da benzeri önlemler almaya hazırlanıyorlar.

Türkiye de A.B.D.’ den ithal ettiği bazı ürünlere ek vergi koymaya hazırlanıyor.

Trump’ ın Dünyayı ticaret savaşları tehdidi ile “terbiye” sürecinin devam etmesi halinde ise:

Çelik ve Alüminyum sanayisi ile doğrudan ilintili Amerikan otomotiv endüstrisi üzerinde fiyat artışı oluşturarak enflasyonist bir baskı yaratabileceği,

A.B.D. ekonomisinde daralmaya yol açabileceği,

Bir süre sonra da A.B.D. de yaygın işsizliğe yol açabileceği,

Bu iki ülkenin ABD'nin vergilerine misilleme olarak tahvilleri elinden çıkarmaya başlamasının Amerikan kağıtlarının faizinin fırlamasına neden olabileceği ve piyasalarda büyük bir paniğe yol açabileceği, belirtiliyor.

A.B.D. deki bazı sağduyulu insanlar da işin vahametinin farkındalar. A.B.D. Başkanının geçenlerde imzaladığı kararname ile yürürlüğe koyduğu Çelik ve Alüminyum ithalatına ek vergi uygulaması ile ilgili olarak Başkanın Ekonomi Danışmanı Peter Navarro’nun önlemler ile ilgili istisnai uygulamalar olabileceği yolundaki açıklamalar bizde bu uygulamanın bir ticaret savaşından ziyade ticari Terbiye eylemi haline dönüşmekte olduğu iyimserliğini getirdi.

A.B.D. açısından bu savaşı kazanma şansı yok. Aksine tüm dünya ülkeleri ile birlikte kaybetme olasılığı giderek artıyor.

Daha ilginci ise A.B.D.’nin geçmiş yıllarda aynı gerekçelerle benzeri ticaret savaşlarına kalkışmış olması ve beklediği sonuçları alamaması nedeniyle yine bu savaşlara son vermesine karşılık tekrar buna yönelmesi.

Sanki öğretilmiş çaresizlik pençesindeki zavallı ülke rolünü benimsediğini akla getiriyor.

Oysa dünyamızda var olan dev sorunların ne sadece A.B.D. ne de diğer devletlerin yalnız başına alacağı tedbirlerle giderilmesi mümkün değil.

A.B.D. gibi dünyanın liderinin dahi baskıyla, bölgesel savaşlarla ya da savaş tehditleriyle yeni bir dünya düzenini dayatma dönemi çoktan kapandı. Bu durum dünyaya A.B.D.’nin dünyaya liderlik etmeye hazır olmadığını da düşündürmektedir. Bunun devamının tek kutuplu dünyanın da dağılması tekrar çok kutuplu dünya düzenine geçilmesi sonucunu doğurması da muhtemeldir.

Geçiş sürecinin de çok sancılı ve uzun süreceği de açık. Bu da en fazla A.B.D. ve gelişmiş dünya devletlerini etkiler.

Özetle bu savaşın kazananı olmaz. Ama kaybedeni çok olur.

 

<