‘Gençler bizim yarınlarımızdır’


Gençlerin gerek kamu gerek özel sektör alanında önünü kesebilecek bu motto, meğer farkında olmadan uzun yıllar ülkemiz gençlerine bir lütuf gibi sunulmuş, tedavinin sürekli yarınlara ertelenmesiyle hastalık bünyeyi sarmaya devam etmiştir.



Her genç bu klişeyle, bir öğretmenin dersinde yaptığı motivasyon konuşmasında, bir siyasetçinin mitingindeki siyasi propaganda söyleminde, kahvede oturan emekli amcalarımızın bir genci görür görmez kurmaya çalıştığı sıcak sohbette hatta ailelerinden dinlediği ardı arkası kesilmeyen nasihat dolu konuşmalardan birinde karşılaşmış olabilir. Pek çok farklı kesimden insanın halisane niyetlerle kullandığı, aslında ilk duyduğunuzda herhangi bir olumsuzluk çağrıştırmayan bu cümlede geçen kelimelerin tek başlarına taşıdıkları olumlu anlamların da etkisiyle göz ardı ettiğimiz bu masumiyetin altında yatan tehlikeyi fark edeli uzun zaman oldu.

İşte bu masum cümle, aslında sokakta mikrofon uzatıldığında yediden yetmişe hemen her insanın pekâlâ tanımlayabildiği, şikayetçi olduğu ve ülkemizdeki birçok yapısal sorunun da nedeni olarak gördüğü konuya zemin oluşturmaktadır. Yıllar yılı ülkedeki gençlerin dinamizminden, yenilikçiliğinden, enerjisinden ve daha onlarca olumlu özelliğinden dem vurulurken, Avrupa ülkelerinin muhtaç olduğu genç nüfusun bu topraklardaki varlığıyla övünülmüş hatta öyle ki dilimize yerleşen ‘taze kan’ gibi metaforlarla da bu algıya katkıda bulunulmuştur. Bu güzide övgülerin hemen ardında da ‘gençler bizim yarınlarımızdır’ ile güzelleme serüveni nihayete ermiş, gençlere ayrılan kısmın ise ne yazık ki sonuna gelinmiştir.

Aslında yukarıda sözünü ettiğim tehlike de işte tam olarak burada başlamaktadır. Gençlerin gerek kamu gerek özel sektör alanında önünü kesebilecek bu motto, meğer farkında olmadan uzun yıllar ülkemiz gençlerine bir lütuf gibi sunulmuş, tedavinin sürekli yarınlara ertelenmesiyle hastalık bünyeyi sarmaya devam etmiştir. Devlet büyüklerimiz, iş adamlarımız ve diğer birçok karar alma mekanizmasında yer alan kimseler farkında olarak ya da olmayarak gençlerin politikada, üretimde, bilimde, sanayide ve daha pek çok alanda söz sahibi olmasının önüne, tam da bu engeli kaldırmayı savunarak geçmektedir. Belki de kimisi sahip oldukları statü ve makamları kürsülerde sözde övgüyle bahsettiği ve daima güvendiği gençlere teslim etmemek için bu cümleyi sık sık zikretmektedir.

Oysa kimsenin inkâr edemediği bir gerçek varsa o da ülkemiz bürokrasisinde ve iş dünyasında yer alan fikir ve yenilik üretmede oluşan tıkanıklık sorununun çözümü de gençlikte ve bu gençliğe şans tanıyacak zihniyette saklıdır.  Henüz korkusu olmayan, hayallerine erişmek için adım atmaktan çekinmeyen gençlere inanarak fırsat tanınmalı. Gençlerin tecrübe eksikliklerini mazeret olarak nitelendirip onları dışa iten bir anlayış yerine, onların sahip olduğu istek ve heyecanı kendi tecrübeleriyle yoğuran bir düşünce yapısının yerleşmesini istesek imkansızı istemiş olmayız herhalde. Zira bunu başaranlar da yok değil. Buna en güzel örnek olarak Uluslararası Rekabet ve Teknoloji Birliği (URTEB) Genel Başkanı Sayın Ahmet Özenalp’i gösterebilirim. Özenalp, rekabet kavramını daha anlaşılır bir şekilde tanıtmak ve haksız rekabeti önlemek için büyük çaba sarf edip aynı zamanda sektörlere sunduğu çözümlerle ve rekabet politikalarına getirdiği özgün stratejilerle dikkat çekerken, basında kendisinden ‘sanayinin abisi’ olarak söz ediliyor. Geçtiğimiz aylarda başlattığı çalışmalarla üniversitedeki idealist gençleri de bu haklı mücadeleye dahil ederek bir yandan rekabet etiğinin gençliğe aşılanmasını sağlarken diğer yandan onlara hayallerini yakalama ve kendi potansiyellerini keşfedip gerek iş dünyası gerek ülke adına yenilikçi, adil ve mesleki ahlaka sahip bireyler olma imkânı sunmuştur. Biz de gençler olarak nail olduğumuz bu imkanların sorumluluk ve bilincini taşıyarak Ahmet Özenalp öncülüğünde yürütülen haksız rekabetle mücadele ilkesini benimseyip gelecek nesillere miras bırakmayı hedefleyerek çalışmalarımıza bu azim ve kararlılıkla devam etmekteyiz. Gençleri sadece yarınların değil, bugünlerin de sahibi olarak gören Ahmet Özenalp Bey’e sonsuz teşekkürlerimi sunarak aynı duyarlılığı gösterebilen örneklerin artması dileğiyle…

<